Eskişehir'e 2005 yılının Temmuz ayında gelmiştik. Biz gelmeden önce Eskişehir ile alakalı olarak inanılmaz bir propaganda yürütülüyordu. Daha sonraki yıllarda Büyükşehir Belediyesi yönetimi şehrin birçok yerine ve tramvay askılıklarına kadar ilanlarını da koydu: Şehir Eskişehirdir!
Doğrusu şehirde bir kurum tarafından iş görüşmesi için çağrılmıştık. Lakin o işimiz olmadı. Ancak biz propagandanın etkisi ile şehirde kaldık ve o günlerde bir iş bulduk ve zamanla Eskişehirli olduk.
En çok tramvayın olmasından dolayı mutlu olmuştuk ilk başlarda. Çünkü kaldığımız bir pansiyon vardı ilk günlerde ve oraya tramvay yolunu takip ederek rahatlıkla gelip gidiyordum. Daha sonraki günlerde tramvayı kullanmaya başladık. Ancak Temmuz ve Ağustos sıcaklarında tramvaya bindiğinizde öyle bir terliyordunuz ki o kalabalıkta insanların kolları birbirine yapışıyordu! Biz de bu yüzden 2006'da yerel bir gazetede yazı yazmaya başladığımız zaman tramvaydan "Seyyar hamam" diye bahsetmeye başladık. O zamanlar bize gelen tepkilerden şehirdeki yönetime karşı tek yazı yazabilen gazetecinin biz olduğunu fark edip bir hayli şaşırmıştık!
DEPREME HAZIRLIK OLARAK PORSUK ÇAYI'NIN KENARLARINA DUVAR ÖRÜLMÜŞTÜ VE BİR ARA BİR BÖLÜMÜ ÇÖKMÜŞTÜ!
Yıllar geçti, şehirlerimiz gelişti. Şehirler birbirini geçebilmek adına yatırımlar çektiler, büyük projelere imza attılar, yaşam standartlarını gerçek anlamda yükselttiler. Özellikle de halka daha kaliteli, daha güvenli ve daha uygun fiyattan hizmet vermeye başladılar. Ancak ne yazık ki şehrimizde bu yönde pek bir gelişme yaşanmadı. Eskişehir her hizmeti kentte yaşayanlara hep en yüksek fiyatlardan sunan, hizmetinden de memnun kalınmayan bir belediye yönetimi ile çeyrek asrını harcadı!
1999 yılında Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı olan Yılmaz Büyükerşen, Porsuk Çayı'nın kenarlarını yaptırmış (ki bir ara Tacettin Sarıoğlu o yapılan duvarların çökebileceği uyarısında bulunmuştu ve bir süre sonra gerçekten de bir bölümü çökmüştü) şehre tramvay da getirmişti. Sonraki döneminde, kendilerine tahsis edilen Hazine arazileri üzerine iki büyük park yaptılar. Tramvay hatları günler geçtikçe çoğaldı ve trafiği engelleyen en önemli unsurlardan biri haline geldi!
Buraya kadar yazıyı okuma zahmetine katlanabilenler tüm bunları neden hatırlattığımızı düşünüyor olabilirler kara kara.
Evet, ülkemizde Kahramanmaraş merkezli ve büyük şiddetli depremlerde çok büyük can kayıpları yaşandı. Şehirlerdeki yapı stoklarının önemli bir bölümü çöktü. İktidar çöken ve oturulamayacak durumda olan binaların yerine 200 bin yapmayı planlıyor.
BÜYÜK DEPREMLER SONRASINDA YAPMAYA ÇALIŞTIKLARINA BAKINCA 1999 DEPREMİNDEN BU YANA HEMEN HİÇBİR ŞEY YAPMADIKLARI ZATEN ANLAŞILIYOR!
Bu büyük afet nedeniyle tüm şehirlerde konut stokunun depremlere ne kadar dayanıklı olduğu, kentsel dönüşüm ve gelişim projelerinin, afet riskli alan projelerinin neden yapılmadığı tartışılmaya başlandı.
Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı da Es TV'de yayımlanan Eskişehir'in Nabzı programına bağlanarak, bugüne kadar hiçbir dönüşüm projesini gerçekleştirememiş olmalarının suçunu iktidara yükledi. Sonrasında Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürü Hikmet Çelik bir açıklama yaparak Büyükşehir Belediye Başkanının yapmaya çalıştığı algı çalışmasını deyim yerindeyse çürüttü. (Bu arada keşke o açıklamayı AK Parti İl Başkanı Zihni Çalışkan yapmış olsaydı...)
Bakın bu şehirde Büyükşehir Belediyesini yönetenler algı çalışmasında son derece başarılı olan insanlar. Algılarla suyumuz aksa, hem de bu algılar çay ve yemek yapabileceğimiz suların çeşmelerimizden akmasına sebep olabilse her şey çok güzel olacak aslında. Ne var ki algı karın doyurmuyor, evlerimize sağlıklı, içilebilir su taşımıyor ve bizleri depremden korumuyor!
YAPTIKLARI GÖLETLERDEKİ SU ESKİŞEHİR'E ANCAK 80 GÜN YETEBİLECEKTİ VE İŞE YARAMADIKLARI ANLAŞILMASIN DİYE "ENGELLENİYORUZ"A SARILDILAR
Biraz geçmişe gidelim. 2005 yılında Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek yerin dibine sokulurken Yılmaz Büyükerşen göklere çıkarılmıştı. Sebebi de Mamucu-Sarısungur Göleti'ni yapmasıydı. Gazetenin haberine göre Ankara susuzluktan kırılırken Büyükerşen susuzluk tehlikesini sezip şehrinin geleceğini garanti altına almıştı! (Düşünün ki bu ifadeleri Eskişehir'e sadece 23 gün yetebilen su birikintisi için yazdılar!)
Ne var ki aslında yaptıkları göletteki toplam su miktarı sadece 3,5 milyon tondu. Bu da Eskişehir'e 23 gün yetebilecek su demekti. Zaten bu suyun şebekeye verilebilmesi için bir isale hattının da yapılması gerekiyordu!
Aradan yıllar geçti. 2017 Ekim ayında Büyükşehir Belediye Başkanı Ilıca Göleti önünde bir basın açıklaması yaptı ve AK Partili meclis üyelerini, milletvekillerini suçladı. İddiaya göre onlar dava açtırmışlar ve barajın yapımı bu nedenle gerçekleşememişti. (Gerçek tam aksi de olabilir, niye olmasın ki? Belki de davayı kendileri açtırmışlardır, rakip gördüklerinin aleyhine kullanmak için!)
Peki Ilıca Barajı'nın topladığı su ne kadardı?
O tarihlerde çıkan gazete haberlerine bakıldığında bu miktarın 10 milyon ton olduğu rahatlıkla anlaşılabiliyor. Bu sefer Sarısungur-Mamuca Göletinden neredeyse 3 katı daha büyük bir gölet yapmışlardı. Bu barajda Türkmendağı Havzasında boşa akıp giden sular depolanacaktı. Eğer bir isale hattı da yapılırsa barajda toplanacak su Eskişehir'e en fazla 2 ay yetebilecekti!
DSİ'NİN YAPTIĞI PORSUK 434 MİLYON METREKÜP, BÜYÜKŞEHİR'İN İKİ GÖLETİ 13,5 MİLYON METREKÜP SU TUTABİLİYOR!
Büyükşehir Belediyesinin bugüne kadar yaptığı iki göletin toplamda 13,5 milyon ton su tutabildiği, buna karşın Eskişehir'in yılda 45-47 milyon ton kullanma suyuna ihtiyaç duyduğu, bu göletlerin her ikisinde su bittiğinde göletlerin tekrar dolmasının çok uzun zamanlar alacak olması gibi gerçekleri ortaya koyduğumuzda, yapılmak istenenlerin şehrin derdine derman olabilecek icraatlar olmadığı, ancak her iki gölet üzerinden yapılan propagandanın bir hayli başarılı olduğu, ancak bu propagandanın Eskişehirlilerin 24 yıldan beri bekledikleri içilebilir suyu kendilerine sağlayamadığı rahatlıkla anlaşılabilecektir. (Eskişehir'e su sağlayan ve DSİ tarafından yapılan Porsuk Barajının 434 milyon metreküp su tutma kapasitesine sahip olduğunu da buraya yazalım da değerlendirmeleriniz daha sağlam olsun!)
Zira Eskişehir'de çeşmelerden içilebilir su akıtılması ile ilgili olarak Büyükşehir yönetiminin samimi olmadığını düşünüyoruz. Çünkü çeşmelerden içilebilir, özellikle de yemek ve çay yapılabilir su akıtılsa o zaman Kalabak Su satışından elde edilen bir ton gelirden olunacak. Eskişehir halkı alternatifi olmadığı için ilk zamanlarda tadını çok beğendiğimiz ancak giderek tadı tuzu iyice bozulan Kalabak Suyu'nu kullanmak ve bunun için önemli bir bedel ödemek zorunda bırakıldı ve halen de bırakılıyor. Eskişehir halkı içmek, yemek ve çay yapmak için Kalabak Suyuna ödediği bir ton paranın yanında bir de içilemeyen, çay ve yemek dahi yapılamayan şebeke suyunu da oldukça yüksek fiyatlardan kullanmaktadır.
Eskişehir halkının önemli bölümü su konusunda yediği kazıkları gayet iyi bilmekte ve hatırlamaktadır. Ne var ki sürekli olarak algı çalışmalarına mağlup olmakta ve kendilerine bu konuda en büyük kazığı atanlara halen oy vermeye devam etmektedirler.
AK Parti Eskişehir Yerel Yönetimler Başkanı Pınar Turhanoğlu Gücüyener, geçtiğimiz Cuma günü (24 Şubat 2023) Eskişehir Büyükşehir Belediyesi'nin afet riskli alan konusunda 'Engellendik' açıklamasının gerçeği yansıtmadığını ifade ederek "1999 yılından bu yana afet ve deprem önlemi olarak Eskişehir Büyükşehir Belediyesi'nin neler yaptığını açıklamasını bekliyoruz" dedi.
BİR BİNAYA BELEDİYE OLUR VERMEDEN O BİNA KULLANILAMAZ, DEPREMDE YIKILIYORSA EN BÜYÜK SORUMLU BELEDİYE YÖNETİMLERİDİR!
Aslında bu sorunun cevabı gayet açık: Koskoca bir hiç!
Yeri geldiği zaman "Tüm engellemelere rağmen başardık" diyorlar, yeri geldiği zaman "Engelleniyoruz" marşını söylüyorlar. Artık işlerine hangisi geliyorsa. Kahramanmaraş merkezli depremden sonra tüm CHP'liler ve muhalefet imar aflarına atıf yaparak iktidarı suçladılar. Ancak hepimiz de biliyoruz ki herhangi bir binaya kim ne yaparsa yapsın, o bina ile ilgili olarak en son kararı belediyeler veriyor. Bu yüzden en başta belediye başkanları, onların imar daireleri suçlu. Sonrasında yapı denetim şirketlerinin üzerlerine düşen denetimi iyi yapamadıklarını da söyleyebiliriz.
Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, iktidar tarafından 2012 yılında çıkarılan Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki kanunla, sadece Eskişehir'de 5269 binanın dönüştürülmesini sağladı. 2010 yılında yine iktidar tarafından çıkarılan Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Alanları ile ilgili kanun kapsamında ne kadar yapıldı bilmiyoruz. Ancak Eskişehir'de afet riskini azaltan çalışmalarda bugüne kadar ilgili Bakanlık çalışırken, ne yazık ki belediyelerimiz yan gelip yatmış ve "engelleniyoruz" ninnisiyle Eskişehirliler uyutulmuştur!
O yüzden kimsenin kimseyi aldatmasına, kandırmaya çalışmasına gerek yok. İş yapmak isteyen yapıyor, bahane bulmak isteyen bahane buluyor ve ona sarılıyor. Olan Eskişehir halkına oldu, oluyor ve olacak. Her şey bu kadar net!
"Engelleniyoruz" algısı ile biz şehir halkı uyutuldu ve göstermelik, maketlerden ibaret sözde projelerle gerçekten şehrin ihtiyacı olan projelerin gerçekleştirilmesinin önüne geçildi. Algıda bu derece başarılı olamasalardı, Eskişehir halkı hiç şüphesiz çok daha fazlasını kazanmış olacaktı!
ALINTI