Geçen gün bir arkadaşım, "sosyal medya olmasaydı deprem bölgesindeki durumları, gelişmeleri sadece televizyonlardan gördüğümüz kadarı ile öğrenmeye ve anlamaya çalışacaktık" dedi. Dünya dijital çağa girdi. Dünyanın atmosferi uydular ile doldu. Bu çağda gizli kalan ya da duyulmayan bir olay yok. Çok sayıda televizyon kanalımızın 10 ilden yaptıkları yayınlarda gördüklerimiz hepimizi etkiledi. Biz Atatürk'ün Cumhuriyetimizi kurması ile 'Millet' olduk.Deprem gerçeği her şeyden önce bize bu durumu hatırlattı. Elbette, hepimiz Türk Milletinin bir ferdi olarak, 10 ilde yaşanan felaketten etkilendik. Depremden zarar gören yurttaşlarımız için tek yumruk olduk. Eskişehirliler olarak üzerimize düşeni yaptık. Yapmaya devam ediyoruz. Deprem bölgesinden Eskişehir'e gelen yurttaşlarımız için üzerimize düşeni yapmaya çalışıyoruz.
Ama bir şekilde hayat devam ediyor. Yaralarda sarılacaktır. Önemli olan yaraların bir an önce sarılması, yapılan hataların bölge yeniden onarılırken yapılmamasıdır. Ülkemizin bir deprem bölgesi olduğunu unutmamız gerekiyor. Ülkenin yurttaşları olarak, elbette bundan sonra bölgede yapılan çalışmaları yakından kontrol edeceğiz. Deprem ülkemizde olduğumuza göre en başta yaşadığımız şehre sahip çıkacağız.
PSİKOLOJİMİZİ KONTROL EDELİM
Yürümeyi tercih ediyorum. Ancak, acil işlerimde tramvayı kullanıyorum. Geçen gün tramvaya bindim. Oturma sorunu nedeniyle çıkan tartışma deprem konusuna geldi. Tartışma büyüdü. Üniversitelerin kapanmasına ve imam maaşlarına kadar geniş bir yelpazede tartışma yaşandı. Halk içindeki çelişmeler elbette tartışma ve birbirimizi ikna yolu ile çözülmelidir.
ŞEHRİMİZİ YENİDEN TANIYALIM
Zaman zaman yazıyoruz. Beş-on yıl önceye kadar, bu şehirde turist görülemezdi. Şimdi, soğuk kış günlerinde bile şehrimize turist geliyor. Şehri gezmek, şehrin sokaklarında kaybolarak Eskişehir'i yeniden tanımak hem bizleri dinlendirir. Hem de, deprem felaketinde bozulan psikolojimizi, moralimizi biraz yükseltebilir. Tepebaşı ve Odunpazarı bölgesinde gidebileceğimizi, bu soğuk kış günü Eskişehir'de kendimizi yeniden tanıyabileceğimiz, bulabileceğimiz çok yer var.
TÜRKLERİN TARİHİ
Bende öyle yaptım. Yazar, düşünür ve politikacı olan Doğan Avcıoğlu'nun ve ünlü gazeteci-yazar Doğan Yurdakul'un anısına yapılan Doğan Avcıoğlu, kütüphanesini gezdim. Görevliler dışında kütüphanede kimse yoktu. Kütüphanenin açıldığı bina, çok kötü durumdaydı. Restorasyonu yapıldıktan sonra kütüphane, müze tadında açıldı. Doğan Avcıoğlu'nun bence en büyük eseri 'Türklerin Tarihi' isimli beş ciltlik yapıtıdır. Bu beş ciltlik kitabı 1982 yılında alıp okumuşum. Kütüphaneye girdiğimde camlı bölmede, Doğan Avcıoğlu'nun bu kitabı elle yazdığını gördüm. Avcıoğlu, kitabı tükenmez kalem ile elle yazmış. Sonra bu yazdıklarını Doğan Yurdakul, belli bir düzen içinde 5 ciltlik kitap haline getirdi. Yaklaşık 40 yıl önce okuduğum beş ciltlik kitabı, müzeyi gezdikten sonra biz kez daha okumak gerektiğini düşündüm. Bugünlerde Türkler ile ilgili çeşitli düşünceler ortaya atılıyor. Doğan Avcıoğlu, kitabı 1978 de yazmış. Dört yıl sonrada henüz 19 yaşındayken benim dikkatimi çekmiş. Müzede dolaştıktan sonra, kapaklarını şeffaf naylon kaplayarak, sakladığım kitapları yeniden okumaya başladım. Eskişehir'deki Odunpazarı Belediyemize bağlı kütüphane düşün adamının ölümünün 39. yıl dönümünde açıldı.
Kütüphaneye girişte Avcıoğlu'nun şahsı fotoğrafları bizi karşılıyor. Fotoğraflar da ünlü yazarlar var. Fotoğrafın birinde Uğur Mumcu dikkat çekiyor. Avcıoğlu'nun ve Yurdakul'un mektupları, notları, ünlü yazarların imzaladığı kitaplar bizleri selamlıyor. Türk tarihine damga vuran Yön ve Devrim dergileri de var. Kütüphanenin ilk bölümü Doğan Avcıoğlu'na, ikinci bölümün ise Doğan Yurdakul'a ayrıldığını gördük. Avcıoğlu'nu tarihten biliyorum. Doğan Yurdakul'u ise birebir tanıdık. Yurdakul'un şahsı eşyaları arasında kayboldum. Telefon rehberi, tuttuğu notlar ilgimi çekti. Kütüphaneye gittiğim gün fazla zamanım yoktu. Telefon rehberine ve notlarına öyle üstün körü baktım. Ortak tanıdıklarımızı rehberde gördüm. Çoğu bugün hayatta yok. 12 Eylül yönetimi Doğan Yurdakul'a hatırladığım kadarı ile 120 yıl hapis vermişti. Türk insanı Doğan Yurdakul'u 'Bay Pipo' kitabı ile tanıdı. Hâlbuki Yurdakul bu kitaptan yıllar önce vardı. Aydın insanımıza değer vermekte biraz geç kalıyoruz diye düşünüyorum.
DERS ÇIKARILMALIDIR
12 Eylülden sonra yelpazenin sağı veya solunda savrulmalar oldu. At izi iti izine karıştı. Bu dalgalı durum bugün halen devam ediyor. Peki, ne yapmalıdır. Doğruyu bulmak veya bakış açımızı değiştirmek için önce Atatürk'e, onun yaşadığı döneme bakılmalıdır. Sonra, aydınlarımız yaşadıkları dönemde, yıllarda neler yapmışlar. Niçin yapmışlar. Onları anlamaya çalışmak gerekir. Kütüphane bu durumu bize hatırlatıyor.

*
ALINTI