Lunapark Bekçisi
Bütün gün genç, yaşlı insanlarla dolup boşalan büyük bir lunaparkın girişindeki eski bir tabureye oturur, bilet kontrolörlüğü, temizlik işçiliği, güvenlik görevliliği, kira tahsildarlığı işlerinin neredeyse tümünü birden tek başına becerirdi. Lunaparkın her şeyi ondan sorulurdu. Oyuncakların sesleri kulağındaki ritmi korurken gözleri insan seslerini takip eder, sesler kesildiğinde görüntüleri izlerdi. Oyuncaklarda eğlenen insanların sürate bağımlı haykırışları, deli gibi dönen bir oyuncağın içindeki yok oluş görüntülerinin uyandırdığı çılgınca hisler ve onlara bağlı olarak gelişen sessiz ama daha inceden gelen kararsız sorgulamalar.. sonra birden hızı kesilen oyuncaklardan inen insanların yere bastığında yüzlerinde üreyen buruşuk ifadeleri ve fakat buna karşın kendilerini ele vermez şekilde derin bir rüyanın anlatımı gibi süsledikleri tartışmaları.. yorgunluklarını bir diğer oyuncakta tekrar yaşayıp tekrar aynı kabusların çılgın boyalarını takışlarını.. çıkarken ki solmuş ve birkaç adımda akmış yüzlerini.. kurgusal bir düşünüşle canlandırarak evine kadar gelirdi. Evi uzaktı, üç taşıt değiştirirdi. Kurulmuş bir atlı karınca gibi yapardı. Yaşlı bir hanımı vardı, okula giden üç tane çocuğu… Aldığı asgari ücretti, buna yemek ve yol parası dahil değildi.
Cebine para doldurup gelen insanların uğrak yeri olan bir yerde çalışıp geçim sıkıntısı çekmek kolay değildi tabii ki. Ama düşler ve düşünüşler herkes için parasızdı ve yaşamın belki de tek özgür alanı buralarıydı. Bilakis düşler ve düşünüşler için zenginler daha çok malzeme olabiliyorlardı; onlar paralarını verip kâbuslara dalıyorlar ve çıkardıkları sesleri ve yere düşen gölgeleri düşlerin ve düşünüşlerin araçları oluyordu. Oyuncaklar onlar için neyse, Onun için de onlar öyleydi. Onun böyle insanlar ve demirden oyuncaklardan kurduğu zengin bir düş ve düşünüş alanı vardı işte!..
Sesler ve görüntüler oyuncakları ve insanları gece olunca aynı şekle nasıl atıyorsa Onun sorunları da kendini önü alınmaz bir birlikteliğe sürüklüyordu. Geceler boyu aklından geçen çeşitli zihin kurmacaları yetersiz kalıyor, gündüzün ilk ışığıyla parkın büyüsüne kapılıp gelecek geceye kadar aklın parçaları kabuk bağlıyor, düşler ve düşünüşlerin soyut hazzı bedenini sarmalıyordu. Geceleri aynı ıstırapları baştan sonra tekrar yaşıyor ve evini aynı huzursuz havayla dolduruyordu.
Haftalarca, bazen aylarca süren bu gidiş dönüşler Onu olduğundan daha çok hanımı ve çocuklarını etkilediğinden bir süre yalnız kalmayı istedi ve yatağın ucuna bir miktar para bırakıp ortadan kayboldu.
Sonraki günlerde parkı uzaktan seyretmeye başladı. Hava kararınca parktan belirli bir uzaklıktan zihnine aldığı düşleri ve düşünüşleri birer birer ve yavaşça gönderdi. Parça parça duran zihnindeki bütünlüğe kavuşması için bekledi bir süre daha. Sonra zihninden sızan boyaları fark etti. Bunlar düşlerindeki lunaparkın cepleri dolu insanlarının oyuncaklardan inince boyandıkları cinsten boyalardı. Ardını takip edince, aynı şeyin gerisinde parçalara ayrılmış görüntüleri, kesik kesik çıkan sesleri, sonra da parçaları.. her şeyin dönüştüğü ve her şeyden önceki hallerindeki parçaları çıktılar. Sonunda sorunu çözdüğüne inandı.
Bütün bir düş kurdu, lunaparkın tümünü kaplayan bir alan oluşturduğu zamanki düşünüşleri tekrar kazandı, oyuncakları ve insanları aklında ve düşlerinde bu tek düşünüşle soyutladı ve hızla dönen oyuncakların ve Onun içindeki insanların baştaki parçalarınıçözüp dağıttı.
Müthiş bir bağırtıyla oyuncaklardan fırlayan demir parçaları ve insan gövdeleri göğe dağıldılar; bir süre geçince birer ikişer yere düştüler. Zihnindeki sarsıntıyla yerinden fırladı ve düşleriyle düşünüşlerini buldu, onlara sıkıca sarıldı. İnsanlara gerçekte hiç bir parçayı birleştirip aslında bir oyuncak yapamayacaklarını ve o oyuncağa binip aslında hiç bir zaman eğlenemeyeceklerini gösterdiğini düşünüp tebessüm etti.
Karısı ve çocukları yanına geldiler. Onları hasretle öptü, gözleri yaşardı. Bir kez daha her şeyi sırayla süzdü ve polis otosuna yorgun bedenini bıraktı.
Bizimkiler.NET & Diyoki.NET |