Tekil Mesaj gösterimi
Alt 04 Temmuz 2023, 02:26   #1
Çevrimdışı
Ra'
Üyelik tarihi: 09 Haziran 2023
Konular: 1289
Mesajlar: 1.534
Nerden: Aydın
Cinsiyet: Erkek
Web Site: mIRCForumlari
Alınan Beğeni: 122
Beğendikleri: 88
@Ra'
Standart Sosyopolitik ateizm

Ateizmin son yüzyıllarda en çok etkili olduğu alanlardan biri de sosyolojidir. Bir arada yaşamak zorunda olan insanların oluşturduğu toplumları yönlendirmek belki de en önemli faaliyet haline geldi. Ateizm de savunduğu tezleri bazı zamanlarda toplumsal konuları da kapsayacak şekilde temellendirmeye çalışmıştır. Materyalist ve pozitivist düşünürler için toplumu tekrar yapılandırma ve kalkındırma sürecinde en büyük engel “din”dir. Bundan dolayı başta Tanrı kavramı olmak üzere diğer dini, metafizik ve bazı ahlaki terimler çeşitli teoriler ileri sürülerek ortadan kaldırılmak istenmiştir.

Aslında pozitivist bir düşünür olarak daha önce ele almamız gereken Emile Durkheim’ı burada anacağız. Çünkü o sosyolog olarak adını duyurmuş biridir. O’na göre din sosyal bir olaydır ve Tanrı düşüncesi de toplum tarafından uydurulmuş hayali bir kavramdır. Çünkü toplumun düzenini sağlamak ve belli otorite kurup insanları yönlendirmek bu tür çözümlerle olabilir. Bu görüşleri destekleyen ve kapitalizmin reddi çerçevesinde daha derinlemesine işleyen Karl Marx en çok konuşulan isim olmuştur. Marx bu düşüncelerini neredeyse bir din haline getirmiş ve yaptırımlar uygulamıştır.

Etienne Gilson eserinde “Marksizm her ne kadar kendisini bir felsefe olarak göstermek istese de, bir felsefe değildir. Marx, Tanrı’nın varlığını inkâr etmekle yetinmemiş, insanların ruhlarında mevcut olan, Tanrı’nın varlığına olan inancı fiilen silip atmak istemiştir. İlk önce kendisi Yahudi olmakla beraber, artık onun için söz konusu olan şey, Yahudi halkının kalmadığı izlenimini yaymaktı. Operasyonun gerçekleşebilmesi için önce Yahudilerin şüpheli Tanrı’sı ortadan kaldırılmalı… Marx’ın ateizmi, Tanrı’nın ölümüyle bir olan, Yehova’nın öldürülmesidir… Artık Tanrı olmayınca, ne dinler ne Yahudiler ve ne de başkaları olacaktır.” diyor.[30]

Marx Yahudi asıllı olmasına rağmen Hıristiyan geleneklerine göre büyütülmüş ve Hegel’i kendisine örnek almış sonuçta ateist olmuştur. Feuerbach gibi o da dini reddetmiştir. Marx’ın fikirlerinin felsefi yanı olmakla beraber; ekonomik, politik ve tarihsel boyutları daha ön planda olmuştur. Marx Tanrı kavramı ve inancı üzerinde sert eleştirilerde bulunmuşsa da bu konuyla fazla ilgilenmemiş, buna ayrılacak zamanın vakit kaybı ve israf olduğunu düşünmüştür.

Ve yine Marx’a göre din eleştirisi, politik eleştirilerle devam ettirilmeli ve daha sonra kendi ideoloji doğrultusunda hazırlanan felsefe üzerine devrim yapılmalıdır.[31]

Geçen yüzyılı derinden etkileyen ve kitleleri peşinden koşturan Marx, bazen bir filozof, bazen devrimci, bazen de tabulaştırılan bir ideolog haline gelmiştir. Marksizm bazen Komünizm ile eşdeğer görülmüş ve bazen birbirinin yerine kullanılmıştır. Marksizm bir fikir ve onun etrafında yürütülen felsefi çalışmalar, Komünizm ise bu düşüncelerin siyaset ve politikaya uygulanması yönündeki faaliyetlerdir diyebiliriz. Bu düşünce isteminin en uzun sürdüğü ve uygulandığı Rusya’nın bugünkü içinde bulunduğu konumu dikkate alırsak Marksizmin başarısızlığı ortadadır. Zaten etkileme gücü eskisi kadar kalmamıştır. Sadece Tanrı’nın varlığı ile ilgili değil, mülkiyet, hak ve özgürlükler konusundaki farklı üslubu ve fikirleri değişmeye ve yok olmaya yüz tutmuştur. Bunun en önemli nedenleri değişen ve gelişen politik ve ekonomik gelişmelerdir. Karl Marx’ın görüşleri doğrudan doğruya Teistik kavram ve inançlarla ilgili değildir. O’nun hedefi daha çok bir ekonomi sistemi olan kapitalizm hakkındadır. O, bu sistemi yıkıp yerine kendi kafasındaki düzeni kurmak istemiştir. Tabi ki bütün bunlarla beraber Marx’ın Teist düşünceyle paralel düşündüğünü söyleyemeyiz.



Kabuk yaraya sadık değil...
  Alıntı ile Cevapla