![]() |
Yerleşim yerlerini kuracağımız zemini iyi seçelim, binaları depreme dayanıklı yapalım ki kayıplarımız bu derece fazla olmasın! Türkiye tarihinin en büyük, dünya tarihinin sayılı felaketlerinden birisi ile karşı karşıya kaldık 6 Şubat 04.17 ve yine aynı gün saat 13.24'te meydana gelen, sırasıyla 7.7 ve 7.6 Richter ölçeğine göre ölçümlendirilmiş depremlerde. Depremler Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli olmakla birlikte en büyük yıkımlardan birisi Hatay'da gerçekleşti. Depremin büyük hasara ve ölümlere neden olduğu 10 il şunlar: Kahramanmaraş Hatay Adana Osmaniye Kilis Gaziantep Malatya Adıyaman Şanlıurfa Diyarbakır Depremler öyle şiddetli gerçekleşti ki Suriye'de de binlerce insanın ölmesine, on binlerce insanın yaralanmasına neden oldu. Biz size bunları yazdığımız saatlerde ölen vatandaşlarımızın sayısı 14 bin 351'e, yaralananlarımızın sayısı 63 bin 794'e ulaşmıştı. Siz bu yazımızı okuduğunuz zaman elbette bu rakamlar, ne yazık ki, çok daha yükselmiş olacak. 9 SAAT SONRAKİ NEREDEYSE AYNI BÜYÜKLÜKTEKİ İKİNCİ DEPREM KAYIPLARIMIZI KATLADI Sadece sabah 04.17'de meydana gelen Richter ölçeğindeki 7.7 şiddetindeki depremin yaralarını sarmakla karşı karşıya kalmış olsaydık elbette rakamlar bu kadar yüksek olmayacak, elbette enkaz altından çok daha fazla insanımızı sağ çıkarmayı başaracaktık. Ancak 9 saat kadar sonra, televizyonların canlı bağlantı kurduğu bir sırada meydana gelen Richter ölçeğine göre 7.6 şiddetindeki ikinci deprem ilk depremde bir şekilde ayakta kalmayı başarmış birçok binanın daha çökmesine neden oldu. Birinci depremde yıkılmış binalardaki yıkıntının hareket etmesine ve kurtulma imkanı olabilecek insanlarımızın hayatlarını kaybetmesine neden oldu. Yıkımı katladı... Başımıza gelen felaketin ne kadar büyük olduğunu algılamak kolay değil. Zira 17 Ağustos 1999'da yaz ayında yaşanan depreme nazaran çok daha şiddetli olan ve 9 saat arayla yaşanan bu iki deprem bir de kışın tam ortasında gerçekleşti. DEPREMİN NE ZAMAN, NEREDE OLACAĞINI BİLME İMKANI YOK AMA HAZIRLANMA İMKANI VAR Şu an enkaz altındakilerin kurtarılması ve bölge halkının ihtiyaçlarının karşılanması için insanüstü bir gayret söz konusu. Enkaz altında kalanların kurtarılması adına artık çoK kritik saatlere girdik. Bölgedeki şiddetli kış şartları da düşünüldüğünde eldeki imkanlarla yapılabilecek her şeyi yapmak için son saatlerimiz... Ne zaman, nerede ve kaç şiddetinde bizi vuracağını tahmin etmenin halen neredeyse imkansız olduğu depremlerden kendimizi nasıl koruyacağız? Depremin hiç yaşanmadığı veya daha hafif şiddette yaşandığı bölgelerde mi yoğunlaşacağız yoksa depremin şiddetli yaşandığı yerlerde yaşamaya bir şekilde devam mı edeceğiz? Eğer ikinci şıkta ısrar edeceksek ne yapacağız da depremlerdeki yıkımı ve dolayısı ile can kayıplarını azaltacağız? DEPREMİN MERKEZİNE YAKLAŞIK 200 KİLOMETRE UZAKLIKTAKİ HATAY'DA YIKIM NEDEN BU DENLİ BÜYÜK OLDU? Öncelikle yerleşim yerlerinin nerelere kurulduğu çok önemli. Üst Üste gelen bu son iki şiddetli depremlerin en büyük hasarı verdiği il Hatay ve depremin merkezinden yaklaşık 200 kilometre uzakta. Peki neden böyle oldu? Aslında bu sorunun cevabı depremlerin öldürücü yıkıcılığından nasıl korunabileceğimizin de ipuçlarını veriyor. Hatay'daki bir çok yerleşim yeri Amik Ovası ve çevresinde yoğunlaşmış durumdaydı. Alüvyon bir yapıya sahip bölgelerin üzerine yapılmış binaların çok büyük bir bölümü yerle bir oldu. Bölgeye gidip çöken binaları görenlerin "Hiç demir yokmuş gibi adeta toz haline gelmiş tüm bina" diye yorumlar yazanları gördük. Buna karşın aynı Hatay'da bazı mahallelerin dağların yamaçlarında ve tabanı kayalık zemin üzerinde bulunduğu, bu mahallelerde neredeyse çöken herhangi bir binanın olmadığına, sadece evlerde belli oralarda çatlatlak oluştuğuna şahit olundu. Demek ki yerleşim yerlerini kurduğumuz zemin bu konuda en önemli hususlardan birini oluşturuyor. Diğer yandan sağlam bir zemin üzerine yapılmış kimi binaların da çökebildiği görülüyor. Çünkü malzemeden çalınmış, bilimsel gelişmelere göre, inşaat biliminde yaşanan gelişmelere göre yapılmamış, sağlam yapıldığı halde farklı nedenlerle kolonları kesilmiş. YÜZDE 70-80'İMİZİN YAŞADIĞI BÖLGELER ŞİDDETLİ DEPREMLERİN GERÇEKLEŞEBİLECEĞİ YERLERDE Ülkemizde meydana gelen öldürücü depremlerden sonra "Ders almadığımız" ya da binalarımızı Japonya'daki kadar sağlam yapamadığımız eleştirilerini yapıyor ancak bu konuda başkalarının yaptığı doğru şeyleri bir türlü yapamıyoruz. Daha doğrusu yapmıyoruz. Yaşadıklarımızdan ders almıyoruz. Bundan sonra da alacağımız şüpheli. Depremler bu ülkenin kaderi; zira tam bir deprem kuşağı üzerindeyiz. Ülkemizde çok şiddetli depremlerin meydana gelebileceği fay hatları var. Nüfusumuzun yüzde 70-80'lik bölümünün yaşadığı alanlar çok şiddetli, oldukça öldürücü depremlerin yaşanabileceği yerler. Doğal olarak bu gerçekler bize şehirleri kurarken nasıl bir zemine kurduğumuz ve o binaları ne şekilde yaptığımız büyük önem taşıyor. Bir başka önem taşıyan husus da şu. Madem biz bir deprem kuşağı üzerindeyiz ve sık sık bu tür felaketlerle karşılaşıyoruz o halde depreme her an tam kapasite hazırlıklı olmak zorundayız. En öldürücü depremler insanlar uykudayken meydana gelen depremler. 1999 Gölcük depremi 03.02'de olmuştu. Yaz mevsimiydi. Şimdi 04.17'de ve kışın ortasında yaşandı bu kadar büyük bir deprem. 9 saat sonra da hemen hemen aynı şiddette ikinci bir deprem daha yaşadık. Olabilecek en sıkıntılı, en kötü senaryo gerçekleşti. ENERJİMİZİ HAYAT KURTARMAYA, BÖLGEYİ YENİDEN İMAR ETMEYE HARCAYALIM BİRBİRİMİZİ YEMEYE DEĞİL Bu saatten sonra neler yapabiliriz, ne kadar can kurtarabiliriz, yaralıların bakımını en kısa sürede nasıl sonlandırabiliriz, bu kadar insanımızın ihtiyaçlarını nasıl karşılarız ona bakmamız lazım salim bir kafayla. Hadiseleri siyasete kurban etme hastalığından vazgeçmemiz lazım. Bu tür felaketler üzerinden siyaseten prim yapmak isteyenler biraz sabretmeliler. Önce şu insanlarımızı canlı, olmadı ölü olarak o enkazlardan bir çıkaralım, ölülerimizi defnedelim, yaralılarımızın bakımlarını yapalım, aç ve açıkta kalanları yeni yerlerine yerleştirelim, onların ihtiyaçlarını karşılayalım, ondan sonra yine birbirimizi yemeye başlayabiliriz! Bu büyüklükte bir felaket yaşadıktan sonra ona buna vurmak için insanın eline çok sayıda malzeme geçer. Onları kullananlar olur, bizde olduğu gibi depremde enkaz altından az sayıda durumunu görüntülü paylaşanlarla dalga geçenler olur, depremde enkaz altında kalmış yakınlarının yerlerini bildirenlerin paylaşımlarının görüntülenme rakamlarına bakıp sosyal medyada çok fazla etkileşim elde etmek için hiç alakası olmadığı halde depremzedeymiş gibi paylaşım yapıp orada çalışan ekipleri boş yere meşgul edenler olur. Olur da olur. Bizim toplumsal karakterimiz ne yazık ki tüm bunlara müsait. Ancak şunu da unutmamak lazım bu ülkenin güzel insanları bugüne kadar belki de benzeri görülmemiş bir şekilde organize olup deprem bölgesindeki insanlarımız için yardım kampanyaları başlattılar ve şimdiden bölgeye yüzlerce TIR yardım ulaştırdılar. TOPLUMUMUZ BÜYÜK BİR DAYANIŞMA GÖSTERİYOR, SİYASET HER ŞEYE GÖLGE EDİYOR! Bu ülke bugüne kadar çok deprem gördü, çok yıkıldı, çok çöktük. Bundan sonra da yaşayacağız bu tür olayları. Yeter ki toplum olarak, ahlaki yönden çökmeyelim. Zaten o şekilde çöktükten sonra depremlere ihtiyaç duymayız! Allah bu tür zamanlarda her türlü öfkesini, siyasi hesabını bir kenara bırakıp sadece zordaki insanlarımızın canını kurtarmak ve yaşadığı sıkıntıları gidermek için çırpınanlardan razı olsun. Bu felaketin yaralarını da saracağız. Bunun maliyetine de hep birlikte katlanacağız. Ama felaketlerin boyutlarını düşürecek çalışmalara ciddi anlamda eğilmek zorundayız. Lütfen bu işleri artık olması gerektiği yapalım! https://www.forumturk.org/images/hab...t/deprem-2.jpg https://www.forumturk.org/images/hab...t/deprem-1.jpg ALINTI |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 14:13. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.11
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
Navbar with Avatar by Motorradforum