mIRCForumlari - mIRC ve IRC Kullanıcılarının Paylaşım Platformu
  https://www.mircforumlari.net/iletisim/


SohbetG.Com

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler
Alt 25 Eylül 2023, 22:23   #1
Çevrimdışı
Ra'
Üyelik tarihi: 09 Haziran 2023
Konular: 1289
Mesajlar: 1.534
Nerden: Aydın
Cinsiyet: Erkek
Web Site: mIRCForumlari
Alınan Beğeni: 122
Beğendikleri: 88
@Ra'
Standart Tora’da Amon Kavramı

Kral Süleyman şöyle der: “Ben anlayışım; kudret benimdir.” [2] Bu ifadenin ardında tanrısal anlayış ve insanî anlayış ayrımı yatmaktadır. Semitik gelenekte Tanrı, zâtı bakımından bir nitelenemezlik taşır. Her niteleme onun bir ismi veya sıfatına aittir. Tüm isim ve sıfatlar O’nundur. Ancak O, tüm isim ve sıfatlarına aşkındır.

Plotinos’un Sudûr anlayışına göre bu mutlak zât aşamalı olarak tecelli eder [3]. İbn Arabi’nin de varlığın mertebeleri (merâtib’ül vücûd) olarak ifade ettiği bu görüşe göre varlık, nitelenemez olan mutlak varlığın aşamalı tecellilerinden ibarettir [4]. Plotinos bu tecelliye yayılma (emanasyon) demektedir. Buna göre Mutlak zâtın ilk tecellisi akl-ı küll denilen tümel akıldır. Tikel akıldan farklı olarak bu akıl nesneleri düşünen akıl değil, ama bizzat varoluşların özüdür. Bu akıl nesnesine bağlı olarak tanımlanan bir akıl değil, özne ile nesnenin birliği, bilen, bilinen ve bilginin birliği olan akıldır. Bu anlayışa göre Ruh denilen manevi boyut, yani tin, şuur, anlayış, hikmet vs. bu ikincil alana aittir [5]. Ve Mutlak zâtın son tecellisi âlem-i kesif yani madde âlemidir.

Plotinos’un bu anlayışı temelini Philon’da bulur [6]. Philon, Musa’ya Tora’yı veren ve bizzat kendisiyle konuşan Tanrın’ın mutlak zâtın birinci tecellisi olduğunu ifade eder [7]. Bu ilk tecelli olarak akl-ı küll, onun ifadesinde logos, yani ilahî kelâmdır [8]. Bu logos, Tanrı ile seçilmiş insanların buluşma noktasıdır. Zira Tanrı’nın mutlak zâtı insan için bir bilinemezdir. Ancak insan kendi tikel algı ve kanaatlerini aşıp tanrısal kelâma yükselebilirse, Tanrı’nın aklıyla buluşabilir. Bu akıl onun zâtına değil, ama onun en latif tecellisine işarettir. Velhasıl Tanrı’nın mutlak zâtı müteal ve bilinemezdir. Ama insanla logos aracılığıyla Logos’ta buluşur [9].

Kral Süleyman’ın kullandığı ifadeye gelince; Süleyman veya onun ağzından bildiren Rab, kendisinin “anlayış” olduğunu ve “kudretin” ancak kendisinde olduğunu söyler. Zira Tanrı anlayışlı olamaz. Anlayışlı olmak, anlayışı tahsil etmeyi gerektirir. Tahsil ise noksanlığa bir işarettir. Tanrı’nın anlayışla olan ilişkisi sonradan olmayıp, O’nun varlığına aittir. Tanrı kudretli de olamaz, zira kudret de sonradan olma (a posteriori) değildir. Bu nedenle Tanrı, Anlayıştır (Binah) ve Kudret (Geburah) O’nundur.

Philon, Tanrı’nın bildirdiği bu kelâmdan hareketle [10], O’nun yeryüzünde Hikmet ve Anlayış olarak bedenlendiği sonucuna ulaşır [11]. Bu anlayış Mesihî Kabala açısından da çok önemli bir noktadır [12]. Zira Mesih, kendi öznelliğiyle değil, ama Tanrı’nın bedenlenişi olarak tecelli eder. Ondaki bu tecelli, tecessüm veya tezahür olarak anlaşılmamalıdır. Zira tecessüm Mesihin bedeni, tezahür ise Tanrı’nın isimlerinin zuhura gelmesidir. Oysa Mesih ne onun bedeni, ne de isimlerinden ibarettir. O ancak Logos’tur. Ruh dahi onun giyindiği bir bedenden ibarettir.

Bu anlam itibariyle yine Kral Süleyman’ın dilinde ifade bulan bir cümle dikkate değerdir: “Onunlaydım Yapıcı olarak; Ve her gün onun sevinci idim. Her vakit onun önünde sevinirdim”. [13]

Bu ifadeye göre tanrısal logosa ulaşan ve logos aracılığı ile Tanrı’nın en yüksek tecellisine tanık olan, hatta o tecrübe vasıtası ile Tanrı’nın tecellisi olan kişi, yani seçkin kişi [14] mutlak zâtın tecellisinde Tanrı ile bir ayrılığı bulunmayan kişidir [15]. Philon daha da ile giderek onun Tanrı olduğunu veya orada bir insanın bulunmadığını, ancak Tanrı’nın beşeri bir bedende ikame ettiğini ifade eder [16].

Bu tercümede kullanılan Yapıcı kelimesinin İbranice karşılığı amon, yani dayanmak, sırtını dayamak anlamına gelir. Kelime, Tora’nın genelinde kullanılan bunim, ‘bina eden’, ‘yapan’, ‘yapıcı’ kelimesinden farklıdır [17]. Bunim, ‘bina eden, inşa eden kimse’ demek olduğu gibi ‘anlayışlı kimse’ anlamına da gelir. Tora’da bu ifade iki biçimde kullanılır: Tanrı’nın anlayışlı kıldığı insanlar ve kendini anlayışlı sananlar. Buradan hareketle kişinin kendi çaba ve emekleriyle anlayışlı olamayacağını, zira anlayışın ve kudretin ancak Tanrı’nın olduğunun söylendiği ayete gönderme yapılabilir.

İbranice, sessiz harflerle yazılıp, cümlenin içeriğine göre seslendirilen bir yapıya sahip olduğundan burada kullanılan amon kelimesi farklı anlamlara da gelebilmektedir. Amon kelimesi, İbranice Alef (א), Mem (מ) ve Nun (נ) harfleriyle yazılır. Dolayısıyla bu kelime amen, aman, oman, immen, imman, immun veya emun biçiminde de seslendirilebilir. Böyle olduğunda kullanılan ifade de anlayışın mertebesine göre farklılıklar gösterecektir.

Amon kelimesi aman olarak telaffuz edildiğinde ‘eğitim ve terbiye görmek’, imman şeklinde telaffuz edildiğinde ise ‘eğitmek’ anlamlarına gelir. Bu durumda seçkin kişinin Rab olarak işaret ettiği Adonay olacaktır. Yani talibin intisâb ettiği mürşit, mabetteki rahip, sülûkundaki rehber veya inisiyasyondaki hiyerofant, yani üstat. Bu durumda talibin durumunu ifade eden kelime immun olacaktır. İmmun, ‘idman’ veya ‘pratik yapmak’ anlamlarına gelir. Her ihtimalde talibin intisâb ettiği kişi doğruluğun (amen) ve imanın (emun) taşıyıcısı konumundadır. [18]

Ama eğer amon, imman olarak telaffuz edilirse, kelime ‘anneleri’ anlamına gelir. Bu durumda Mesih’in başlangıçtaki karakteri anne figürüne bürünür. Bu da varoluşu kendi rahminden doğuran kozmik anneye işaret edecektir.

Diğer yandan yine amon kelimesi oman telaffuzu ile ‘uzman’, ‘yapıcı’ anlamlarına gelebildiği gibi, umman şeklinde kabul edilirse ‘sanatçı’ anlamına gelir. Bu sanatçının Tora’nın Başlangıç kitabında günlerin yaratılışında yapılanların “iyi” olduğunu gören özneyle bir olduğunu söylemekte bir hata olmayacaktır.

Tora’nın ifadesinde kişileştirilen Amon, bir kavram olarak sevginin kozmik varlığına işaret eder. Kişinin bu kozmik varlığı irşadına nail olduğu ustasında görmesi Amen, nihayetinde bu sevgiyi kendi içinde bulması ise Amin olarak adlandırılır. Semitik geleneğin kendi yapısında Amon Musa’nın bilincine, Amen İsevi bilince, Amin ise Muhammed’in İslâm anlayışına denk gelmektedir. Zira amon toplumsallığa, amen psişik düzeye ve amin bireyselliğe işaret etmektedir. [19]



Kabuk yaraya sadık değil...
  Alıntı ile Cevapla

Cevapla
Etiketler
amon, kavramı, tora’da


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler