mIRCForumlari - mIRC ve IRC Kullanıcılarının Paylaşım Platformu
  https://www.mircforumlari.net/iletisim/


SohbetG.Com

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler
Alt 25 Eylül 2023, 22:32   #1
Çevrimdışı
Ra'
Üyelik tarihi: 09 Haziran 2023
Konular: 1289
Mesajlar: 1.534
Nerden: Aydın
Cinsiyet: Erkek
Web Site: mIRCForumlari
Alınan Beğeni: 122
Beğendikleri: 88
@Ra'
Standart Eros ve Logos

Dijital çağın ve kapitalist tüketimin narsisizmi, Eros’u öldürüyor, Byung-Chul Han’a göre.

Eros, “Başka” ile ilişki kurmak ve “Başka” uğruna alıştığın kendinden vazgeçmeyi göze almaktır, diyor Han. Oysa biz fetişçi bireyciler, sadece kendi benliğimizi referans almaya koşullanmışız artık, “Başka” ile işimiz kalmamış sanki. Her şeyin “aynı” olmasını yahut benzer olmasını istiyoruz. “Başka” yok olmaya yüz tutunca da, Eros silinmeye başlamış hayatımızdan. Haberimiz bile olmamış. Felsefeci bizi uyandırmak için alarm zillerini çalıyor.

Bir zamanlar Nietszche’nin “Tanrı öldü” demesi gibi, 21. yüzyılın ilk çeyreğinde de bir felsefeci çıkıp “Eros öldü” diyor bize. Aşk öldü.

Ya da o kadar ileri gitmiyor da, “aşk ölmek üzere” diye uyarıyor bizi.


Eros’un Istırabı, Güney Kore asıllı Alman filozofun bu kısacık ama kışkırtıcı denemesi, 2012 yılında yayımlanmış (Agonie des Eros) ve haberlere bakılırsa Almanya’da çok satan kitaplar arasına girmiş.

56 sayfalık bir deneme, ama yüzlerce sayfaymış gibi yoğun, hayli büyük iddialarla dolu. Aşk/Eros negatif bir güç Han’ın gözünde. Yani bir zıtlık gücü. Aşkın nesnesi başkası ve başkalık olduğu için var bu negatif gerilim. Han’a göre bu zıtlık gücü, bu gerilim, bizim asal yaşama enerjimiz. Yaşamın bütün şevki buradan kaynaklanıyor. Ama başkalık bizden uğraş isteyen, risk almamızı gerektiren bir durum. Halbuki bizler şimdi her şey “pozitif” olsun, kolayca erişilir olsun istiyoruz.


Buraya kadar Han’la aynı fikirdeyim. Erotik enerji, bana göre de her şeyin itici gücü. Yaşama gücü demek belki daha doğru. Yaptığımız her şeye arzu yoluyla yöneliriz. Cinselliği de kapsayan, ama cinselliğin çok daha ötesine giden bir enerjidir bu. Hatta asıl önemli tarafı cinsellik ötesinde olanıdır. Ve bir gerilimi vardır, doğru, kutupları vardır, bilinmezliği vardır. İnsanı harekete geçiren, eyleme yönelten başlıca kudrettir arzu.


Han’a göre kapitalizm de zaten bu nedenle arzuyu kuşatarak kendini yeniden üretiyor. Hatta Eros’u aşındıran yeni arzu nesneleri ikame ediyor onun yerine.

Eros bizi kendimizin dışına çıkmaya iten en temel arzu yasasının temsilcisi, onu simgeleyen tanrı. Eros için can gücü de diyebiliriz. İnsanı bir bütün olarak canlı kılan, insana yaşama şevki veren enerji kaynağı. Ve bu enerjinin temelinde, evet, Han’ın gayet güzel ifade ettiği gibi, daima “Başka”ya yönelmek var, “Başka” olanı arzulamak, “Başka” için yanıp tutuşmak var, “Başka” için neredeyse kendinden vazgeçmek, risk almak, bilinmedik yerlere doğru adım atmak var, bu da doğru. Böyle bir cesaret, bir atılım gücü istiyor bizden Eros.


Ama işte Han’a göre o atılım gücünü tüketime teslim etmişiz ve sonsuza dek yitirmek üzereyiz. Bu temel arzu yasası olumsuz anlamda dönüşüyor, hatta yok olmak üzere. Bizi hem eyleme hem de aşka yönelten bu enerji şimdi aynı iklim gibi krizde, aynı dünyamız gibi tehdit altında, çünkü tamamen tüketime, başarıya, performansa odaklandırılmış. Kapitalizm ve teknoloji, arzuyu esir almış durumda. Dünyayla ve tüm canlılarla bağlantı kurmamızı sağlayan o asal erotik enerji evcilleştirilmiş ve tükenmek üzere. Onu sulandıran, özünü kemiren, cansızlaştıran bir şeyler cereyan ediyor. Özetle, Eros can çekişiyor.


Bununla da kalmıyor. Başka krizlerle kesişiyor hatta başka krizlere yol açıyor Eros’un can çekişmesi. Hayal gücünü baltalıyor mesela. “Fantezi” dediğimiz o özel yetimizi de zayıflatıyor. Cinsel fantezilerimizin tekdüzeleşmesi yahut aşk tasavvurumuzun tüketime ve piyasaya teslim olmasıyla, veya pornografinin egemenliğiyle de sınırlı değil bu zayıflama. Düşlemin, hayal gücünün yol açtığı her eylemi etkiliyor. Han’ın bir başka iddiasına ulaşıyoruz böylece:

“Bugün sanatın ve edebiyatın içinde bulunduğu krizin izi de fantezinin krizine, ‘Başka’nın ortadan kaybolması’ krizine, yani Eros’un ıstırabına kadar sürülebilir.” (s. 46)

Demek ki sanat ve edebiyat da krizde. Bu da akla yatkın. Yaratıcılığın ve sanatın Eros’un enerjisinden, arzudan uzakta yaşaması mümkün değil. O halde gerçekten ciddi bir şeyler oluyor, iz sürmeye değecek kadar çaresiz durumdayız. Nedir bu şeyler? Felsefecinin peşinden gidelim, dedektiflik yapar gibi, birlikte iz sürelim o zaman. Bakalım her dediğine katılacak mıyız?


Ben bazı düşüncelerine katılmadım doğrusu. Yazdığı deneme o kadar yoğun ve o kadar çok probleme değiniyor ki, ipleri çözmek kolay değil. Ama sürdüğü izleri beğendim. Çoğu tanıdık geldi. Benim de üzüldüğüm, sıkıldığım şeylere isim koyması hoşuma gitti. Heyecan verici bir yolculuktu, uyandırıcıydı.

Yolun sonu nereye varıyor, bilmiyoruz. Bu da “Başka”nın peşine düştüğümüz bir arzu yolculuğu olacak belki. Han, ortaya attığı birçok soruyu cevapsız bırakıyor. Ama merakımızı uyandırdığı ve bizde cevabı bulma arzusu yarattığı kesin.

Belki istediği tam da bu. Felsefe, yani düşünce de, Eros’un bir başka özelliği. Aşk, aynı zamanda bilgi aşkı, hakikat arzusu. Bazen felsefe okumak bile Eros’u bir nebze canlandırmaya yetiyor, bir kıpırtıya yol açıyor en azından. Hâlâ bir hayat belirtisi var sanki.

“Başka” ile “Aynı”
Byung-Chul Han, neo-liberal kapitalizmin ve dijital çağın narsisizmini bütün aşk ilişkilerinin erozyonunda baş sorumlu olarak görüyor demiştim en başta. “Başka”yı “Başka” olarak görme kapasitemizi kaybettiğimiz teşhisini koyuyor. Aşkta asıl olan, insanın kendi ego’sundan çıkıp bir başkasına yönelmesidir, diyor Han. “Başka” hep büyük B ile yazılıyor, belki aşırı kullanılan “öteki” kavramıyla karışmasın diye.

Ama işte kapitalizm ve dijital teknoloji başkasının başkalığını aşındırıyor. Her şey birbiriyle kıyaslanabilir olsun, benzer ya da “aynı” olsun, yani metalaşsın istiyor bu düzen. Her şeyin indirgenebilir ve tüketilebilir olması gerekiyor. Daima kendini referans alan, narsisistleşmiş ego için başka herkes, kendisine yatırım yapabileceği birer kaynak, kendini besleyeceği birer aynadan ibaret.


Tüketim toplumu “farklılıklar” yaratabilir, farklı seçenekler sunabilir tüketiciye, ama farklılık ile başkalık tamamen ayrı şeyler. Farklılık bir tüketim nesnesi olabilir, halbuki başkalık tektir, biriciktir, deneyim olarak tüketime sunulamaz.

Bu nedenle tüketim toplumu, insanı “başkalık” denen negatif kutuptan mutlaka uzak tutmak üzere ayarlanmıştır. İnsanı aniden bu tekdüze tüketim çarkının dışına fırlatabilecek aykırı, altüst edici, sorgulatıcı herhangi bir “başkalık” deneyiminden uzak tutmak üzere kurulmuştur kapitalist düzen. Aşk/Eros altüst edici bir deneyimdir, hazır kurallara pek uymaz, doğası icabı aykırıdır, insanı sadece aşk tutkusuna değil, her tür başkalığa açık bırakır, dolayısıyla kurulu düzenin düşmanıdır.

Buna karşılık seks, yani cinsellik alabildiğine serbesttir. Oysa Eros cinsellikten daha fazla bir şeydir. Kapitalizmde sonsuz seçme özgürlüğü sunulur gibidir bize, eşler sürekli değişebilir, pornografi teşvik edilir, dijital ortamda alışveriş yapar gibi partner bile seçilebilir, yeter ki sarsıcı bir “başkalık” deneyimi olmasın. Han’ın deyişiyle, başkalık deneyimi “Başka” olandan mahrum edilince de, insanın sevmesi imkânsızlaşır, insan aşık olamaz, sadece tüketir.

Sonuç, Han’ın “Aynılık cehennemi” dediği, tatminsizliğin ve depresyonun hâkim olduğu bir kısır döngü. Özetle, günümüz insanı, aşkı aynılık cehenneminde aramakta, sosyal ilişkiyi ise teknolojide, dijital ortamda deneyimlemektedir. Mahremiyet bütün gizemini yitirmekte, aşkın ise Han’ın deyimiyle “anlatısallığı” yok olmaktadır. Her şeyin çıplak, görünür, şeffaf ve tüketilir olduğu bir çağdayız.

Çağdaş yaşamın ve insan ruhunun böylesine hırpalandığı bir sürece parmak basarken, Han elbette yatak odalarımızın kapılarını açtığımızı kast etmiyor – gerçi bunun da yapıldığı çok örnek var. Burada kast edilen, mahremiyet aşınması, özel hayatın da tüketim nesnesine dönüşmesi.

Hem aynılaşmak hem de dijital olarak gözetlenebilir olmak nedeniyle mahremiyetin dönüştüğünü kast ediyor bence felsefeci. Bunun uzantısı olarak da başkalığı deneyimlemek, sadece sınırlarda dolaşmakla, aşırı uçlarda deneyim yaşamakla mümkün olabiliyor.

Daha sert bir ifadeyle, bizi artık bir tek felaket yahut delilik gibi aşırılıklar uyarabilir görüşünde, biraz ölü canlar olduğumuz kanısında… “Ancak ölümle göz göze yaşarsak gerçek bir varoluş sahibi olabiliriz” şeklinde bir tez bu.

Bu tezde varoluşsal açıdan bir doğruluk payı görmekle birlikte, tam olarak katılmıyorum, çünkü insanın sadece felaketler sayesinde kendini gerçekten canlı hissedebileceği, yaşadığını hissedebileceği tarzında apokaliptik görüşleri yanlış ve biraz da kötü anlamda romantik buluyorum. Ben mahremiyetin yaratılabilir ve deneyimlenebilir olduğunu düşünüyorum öncelikle. Bunun eskisi kadar kolay olmadığını kabul ediyorum, ama kapitalist mantığa tamamen teslim olduğumuza katılmıyorum.

Ayrıca insan sahicileşmek için felaket beklemek zorunda değil. Beklenmeyenle ve bilinmezlikle karşılaşmak, bence hayatın özünde var. Bunu her an hepimiz yaşayabiliriz ve yaşıyoruz. Önemli olan galiba daha keskin bir farkındalık sahibi olmak.

Burada eklemem gereken bir nokta daha var ki, sonra tekrar değineceğim, Han’ın “Başka” diye nitelediği deneyimin (yani Eros’un, yani aşkın, yani şevkin) tek örneği, başka bir insanla yaşanılan mahrem ilişki değil. Kendi ego’muza indirgeyemeyeceğimiz bir başka insanın gerçekliğine dokunmaktan öte bir boyutu daha var Eros’un, yani “başkalığı” arzulamanın. Sıradan deneyimin dışında duran ve sahip olunamaz her tür “Başka”yı isteyiş, arayış, keşfediş de dahil bu serüvene – sanatsal yaratıcılıktan, politik eyleme kadar.

Kapitalizmin Eros’a zıt düşmesi, Eros’u yıpratması şaşılacak bir şey değil, böyle bakınca. Eros, çok temel dönüşümlere açık olmayı içeriyor çünkü. Eros otorite karşıtı, anarşist, özgürlükçü bir enerji. Asıl sorun, bugün kapitalizmin parıltılarıyla ve tuzaklarıyla kafası karışmış insanın özgürlüğü yanlış yerde arıyor olması galiba.

Böylece insan bugün gerçekte özgürlükle hiç ilgisi olmayan, sahte bir “özgürlük” peşinde koşuyor. Han’a göre “Başkalığın” kaybı, insanı sadece çalışmaya, daha çok şey istemeye ve borçlanmaya iterken, aşk ilişkisini de cinselliğe, yani performansa indirgemeye yöneltiyor. “Başkalığa” uzanamayan deneyim, yenilenmek yerine sadece yorgunlukla, çaresizlikle sona ermeye mahkûm.

Kapitalizm nasıl borçlanma ve “noksanlık” hissetme üzerine kuruluysa, günümüzde aşk ve sevgi ilişkileri de muhasebeye indirilmiş durumda. Halbuki Han’ın bize hatırlattığı gibi, aşkın/Eros’un muhasebesi yoktur, olamaz. Bu nedenledir ki, her şeyi muhasebeye indirgeyen bu düzende, insanın kendini yenileme, kendini şaşırtma, bambaşka olana açılma özgürlüğü elinden alınıyor.

Narsisist-Depresif Özne
Burada Byung-Chul Han’ın parmak bastığı şey aslında günümüzde insanın psişik yapısının da tahrip ediliyor olması. Önceki dönemlere kıyasla iktidarın ve otoritenin bizleri psikolojik açıdan da ele geçirmesi söz konusu. Felsefeci bunu şöyle özetliyor:

“Bugünün narsisist performans öznesi her şeyden önce başarının peşindedir. Elde edilen başarılar, Bir’in Başka üzerinden doğrulanmasını beraberinde getirir. Bunun sonucunda, başkalığından mahrum bırakılan Başka, Bir’i egosu içinde onaylayan ayna rütbesine indirilir. Bu tanıma mantığı narsisist performans öznesini kendi egosu içinde kıstırır. Böylece bir başarı depresyonu gelişir. Depresif performans öznesi kendi içine çöker ve boğulur.” (s.11)

Han’a göre, depresyon narsisist bir arızadır ve narsisist-depresif özne “kendinden bitap düşmüş, yıpranmıştır.” “Başka” tarafından terk edilmenin, yani yenilenme imkânından, yani Eros’tan yoksun kalışın sonucudur bu. “Eros ve depresyon birbirlerinin karşıtıdır.”

Günümüzde depresyonun dünyanın bir numaralı hastalığı oluşuna da böylece şaşmamak gerektiği çıkıyor meydana. Günümüzün “risk almadan” aşk, “tehlikesiz” aşk vaat eden, dar çemberden çıkmayı men eden, “herkes dengini bulsun” düsturuyla şartlanan ilişki dünyası, depresyonu aşmaya muktedir değil.

Peki, nasıl olmalı aşk, bu durumda? Bu soruyu, Han’ın kitabında sıkça sözü geçen bir başka felsefeciyi de ziyaret ederek irdelemeye çalışalım.

Alain Badiou’ya bir selam
Eros’un Istırabı’nın İngilizce çevirisinde Fransız felsefeci Alain Badiou’nun bir önsözü olması hiç şaşırtıcı değil, çünkü Byung-Chul Han belli ki iyi bir Badiou öğrencisi ve ona çok şey borçlu.

Badiou bu önsözünde Han’ın denemesini “aşkın savunulması, yani aşkın yeniden icat edilmesi için” bir çağrı olarak tanımlıyor. Kendisi de 2012 yılında çıkan Aşka Övgü kitabında aynı çağrıyı yapmıştı.

Badiou’nun 80 yaşına yaklaşırken bir modern zaman aşk peygamberi olarak ortaya çıkması pek şaşırtıcı değildi, çünkü bir 68’li olarak zaten o güne kadar verili kabulleri sarsmakla geçirmişti felsefeci olarak hayatını.

Aşkın dönüştürücü bir deneyim, hayatı altüst eden bir karşılaşma olduğunu söylüyordu Badiou, aşkı insanın kendi ego’suna karşı durmasını gerektiren bir deneyim olarak tanımlıyor, narsisist benliği aşmakla ilgili olduğunu ileri sürüyordu.

Badiou’nun terminolojisi, Han’ınkinden biraz farklıydı elbette, ama benzerlikler de vardı. Nicolas Truong’la birlikte gerçekleştirdiği bu çalışmada, aşkın tehlikeleri göze alması gerektiğini, günümüzde insanların emniyette olmayı ve kişisel çıkarı her şeyin üstünde tuttuğunu Badiou da söylüyordu, tekbiçimliliğe, aynılığa karşı çıkıyordu, aşkı tehdit eden bir güç olarak “aynılık” kavramını Han’dan önce, ilk kullanan oydu.

Bizimle aynı şeyleri isteyen, aynı zevkleri yahut tüketim anlayışını paylaşan, denk bir insanla evcilleşme ve tüketim ufuklarına açılmak değil aşk. Badiou aşkı bir serüven, bir karşılaşma olarak tasavvur ediyordu. Temelde bir de terminoloji farkı var Han’la arasında. Badiou “Bir” ve “Başka” yerine, “Bir” ve “İki” diye tanımlıyor aşkı. Badiou’ya göre aşk, yani erotik karşılaşma, dünyayı ve hayatı başka açıdan görme imkânı sağlıyor bize, “Bir”in bakışıyla bakmak yerine “İki”nin bakışıyla bakmayı öğreniyoruz aşk sayesinde.

Bu tabii rahatsız edici, kolay uyum sağlanamayan, zor bir durum. Badiou “birlikte, ortaklaşa bir inşa” olarak görüyor aşkı. Aşk gerçeği bambaşka bir şekilde algılamayı gerektiriyor. Ama bir yandan da, erotik karşılaşmada “İki”nin, yani “Başka”nın gerçeğine açabiliyorsak kendimizi, her tür başkalığa, her yeniliğe de açabiliyoruz demektir. Böyle devrimci bir etkisi var Eros’un, başka alanlara da taşan bir etkisi var. Başkalarıyla birlikte bir şey oluşturmayı göze alabiliyoruz anlamına geliyor. Sosyal ve politiik hareketlere de katılma gücü sağlayabiliyor mesela.

Sonuçta, Platon’un felsefesine benzer bir şekilde, aşk/Eros, gerçeğe giden bir yol olarak tasavvur ediliyor, hem Badiou’nun hem Han’ın düşüncesinde. Felsefeye giden bir yol. “Bir”den “İki”ye atlamak, aynı zamanda çoğulluğa atlamak, yani hakikat aşkına doğru gitmek bir bakıma.

Badiou’nun aşka bakışının tamamen doğru yönde olduğunu düşünen Han, o bakışı daha da ileriye götürüyor. Eros’un Istırabı’nda, Badiou’nun “Aşk iki kişilik bir sahnedir” sözlerini aktarıyor. Bir’in perspektifi aşkta kesintiye uğruyor ve Başka’nın bakış açısıyla farklı bir dünya ortaya çıkıyor, “İki”ye geçiyoruz. Han bu geçişi, bir “olay” diye niteliyor. Olay, mevcut duruma bambaşka bir varoluş yolunu dahil eden bir “hakikat uğrağı” oluyor böylece. Başka lehine Aynı’da kesinti gerçekleşiyor. Hayat artık bildiğimiz hayat olmaktan çıkıyor.

“Kırılmanın negatifliği” diye adlandırıyor Han bu deneyimi. Ve bu deneyimi tıpkı siyasette başka bir şey için mücadele etmeye benzetiyor. “Olaysallık aşkı sanatla ve siyasetle ilişkilendirir” diye noktalıyor sözünü.

Yani Byung-Chul Han da, tıpkı Badiou’ya benzer bir şekilde, Eros’un ve Başka’nın kaybı yüzünden nasıl farklı alanlarda da eylem gücünden yoksun kaldığımız meselesinin üzerine parmak basmış. Ama çok daha ileriye götürüyor meseleyi. Siyasal eylemlilik durumumuzun zayıfladığına işaret ediyor mesela. Ve tezini geliştirirken, bir yandan çeşitli felsefecilerin argümanlarından yararlanıyor, bazen de onlara karşı çıkarak düşünüyor. Emmanuel Levinas, Martin Buber, Michel Foucault, Giorgio Agamben bu düşünürler arasında…



Kabuk yaraya sadık değil...
  Alıntı ile Cevapla

Cevapla
Etiketler
eros, logos


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)