|
|
| | #1 |
| Çevrimdışı ![]() Üyelik tarihi: 07 Aralık 2022 Konular: 21245 Mesajlar: 24.248
Nerden: İstanbul Cinsiyet: Erkek Web Site: TRmIRC.Net IRC Sunucu: IRC.TRmIRC.Net Alınan Beğeni: 3770 Beğendikleri: 6794 Ruh Hali : : |
''Güne Fıkra ile Başlayalım. ''Eskişehir Osmangazi Üniversitesi'nde 400 Sağlık Personeli işe gelmeden fazla mesai almış, 1 sene sonra güya Sayıştay bulmuş, şimdi ödenen paraları da iade edin diyorlarmış! Sağlık Personeli işe gelmedi ise 1 sene boyunca bu hatayı neden hiçbir idareci görmedi? İcap meselesinde Sağlık Bakanlığı Kamu Hastaneler Birliği'ni dikkate alan Osmangazi Üniversitesi'nde bu sefer karar mercii komisyon olmuş. Taban, Teşvik, Temel ek ödemede neden bakanlığı örnek almıyor? 1 yıl boyunca bu hataları göremeyen idareciyi üst makama atamak liyakatsizliği esas alır ve devlet çöker. Fıkra bitti. Son 3 senede olan olaylara bakın... İki personel hastanenin malından market kurup sattılar, idari ceza alan yok... Velev ki işe gelmeyenler haksız, peki ev Sahibinin hiç mi suçu yok... Personel ile ilgili devasa problem var. Komisyon kendi başına karar alıyor, raportör atıyor ama hatayı bir senedir görmeyen kişi maalesef raportör kendisi... Fıkra bu kadar. Koskoca Osmangazi Üniversitesi Hastanesinin Haline Bakın...'' ÖYLE BİR FIKRA Kİ VİCDANLARI KANATIYOR, AKIL SAHİPLERİNE "YOK CANIM SEN DE!" DEDİRTİYOR... Yukarıdaki açıklamayı Sağlık Sen Eskişehir Şube Başkanı Hasan Hüseyin Köksal yaptı. Yaptığı açıklamanın bir bölümü (Hastanenin mallarının iki çalışan tarafından bir yere depolanarak oradan piyasaya satılması) daha önce kamuoyuna yansımıştı. Köksal'ın açıklamalarına göre net bir şekilde meslekten atılmayı ve hapse sokulmayı gerektiren bu fiilden dolayı idare ceza alan yok! AK Parti'nin bürokrasiye hakim olamadığını sürekli dile getiriyoruz. Kendilerine yakın buldukları ya da tavsiye edilen birileri olursa onlarla çalışmaya çalışıyorlar. Genel olarak bürokrasi bir şekilde iktidara en başından bu yana pasif muhalefette bulundu, bulunuyor. Hatta, kafasına göre her istediğini yapanların dişe dokunur bir şekilde cezalandırılmadığını görenler benzer işlere imza atmaktan çekinmez hale geliyorlar. Daha depremin hemen akabinde mimarlık fakültesine İlahiyatçı-Tarihçi bir ismi dekan olarak atadılar. Evet, her ne kadar idari görev de olsa ilgili bölüme dekan olarak çok daha uygun bir isim bulunabilirdi. Neyse ki kamuoyu oluştu da rektör dekan olan kişiye istifa etmesini söyledi, o da istifa etti. BÜROKRASİYİ ÖNCE BİR ZAMANLARIN CEMAATİNE SON YILLARDA İSE KİMİ BULDULARSA ONLARA EMANET ETTİLER! AK Parti 20 yıl iktidarda kaldı ve bir türlü kendi bürokratlarını yetiştiremedi. İlk iktidara geldikleri zaman biz bürokraside sorun yaşayacaklarını, bunu o zamanki Cemaat ile işbirliği yaparak atlatmayı düşüneceklerini tahmin etmiştik. Öyle de oldu. O zamanın Cemaati, bugünün FETÖ'sü bürokrasiye hakimdi ve bu yüzden iktidarlarının ilk 10 yılında bu alanda büyük bir sıkıntı ile karşı karşıya kalmadı iktidar. Cemaat FETÖ'ye evrildikçe iktidar ile araları bozulmaya başladı ve bürokrasi de sıkıntılar arttı. 17-25 Aralık 2013 kalkışması ile başlayan süreçten sonra FETÖ'ye karşı operasyonlar arttı. Nisan 2014'ten sonra Cemaat milli güvenliği tehdit eden bir örgüt olmaya başladı. 15 Temmuz 2016 kalkışmasından sonra ise askeriyede, poliste, adliyelerde ve bürokraside ne kadar FETÖ'cü varsa büyük bölümü atıldı. (Tabi onlarla birlikte hiç suçu günahı olmayan da birçok kimse aynı gerekçelerle meslekten atıldı...) Yüz binlerce atılanın yerine de artık kimi buldularsa yerleştirdiler. Dolayısı ile birçok kimsenin geçmişene bakma fırsatları da olmadı! Ancak darbe girişiminin üzerinden 5,5 yıl geçti. Bu zamana kadar bazı şeylerin artık yerine oturmasını bekliyor insan ama Hüseyin Köksal'ın yaptığı açıklamadaki iddialara bakılınca hiçbir şeyin yerli yerine oturmadığını, liyakat sahibi olmayanların kritik görevlere getirilmeye devam edildiğini ve Köksal'ın örneklendirdiği büyük istismarları yapanların hak ettikleri şekilde cezalandırılmadıklarını görüyoruz. Köksal'ın iddialarına karşı ESOGÜ Rektörlüğü nasıl bir açıklama yapacak, orasını tabi büyük bir merakla bekliyoruz. BİR İKİ PERSONEL İŞE GELMEDEN FAZLA MESAİ ALMIŞ OLSA ANLAŞILIR DA 400 KİŞİYİ FARK EDEMEMEK NASIL BİR KÖRLÜK? Ama şu kadarını söylemek lazım: Bir veya iki personelin işe gelmeden fazla mesai alması gözden kaçabilir belki. Ha, onun da kaçmaması gerekir. Ama Allah aşkına aynı şeyi 400 kişi yaparken bunu tespit edip nasıl önlemi alınmaz? Onların aldıkları fazla mesailerde nihayetinde bu toplumun tamamının hakkı var. Ne yönden bakarsanız bakın tam bir skandal. Tüm toplumun vicdanını kanatan olaylar bunlar. Toplumun vicdanı tüm bunlara sebep olan kişilerin hak ettikleri gibi cezalandırılmasını arzu eder. Görevini ihmal edenler cezalandırılmadığı gibi tüm bu gerçeklere rağmen halen başka bir ilden birilerinin ille de bir yerlere getirilme arzusunun zirve yapması da kabul edilebilecek bir şey değil! Öteden beri hep aynı şeyi söylüyoruz: AK Parti, ne yaptıkları belli olmayan, iktidar oldukları takdirde ülkeye beş kuruş faydası dokunmayacağına kanaat getirdiğimiz muhalefet tarafından değil, yaptıkları böyle akla, vicdana, hakka uymayan atamalar, işler nedeniyle bizzat kendileri tarafından iktidardan indirilecek gibi görünüyor. Yani bu saçma işleri dışarıdaki herkes görüyor da merak ediyoruz partinin içinden bir Allah'ın kulu kalkıp da "Yahu buraya kendini ispat etmiş bize yakın birilerini atamak varken neden bu şahsı atıyoruz?" diye sormuyor? Bir vücutta bir kangren oluşmaya başlar ve onu hemen kesip atmazsanız tüm vücudu sarar, sizi parça parça öldürür. Bürokrasi konusundaki atamalar özellikle son yıllarda bir kangren haline geldi. AK Parti bu kangren olmuş parçalarından bir an önce kurtulmak zorunda! ***Eskişehir'in dilencileri bile farklı; gülerek dileniyorlar! Herhalde bu haber birçoğumuzun yüzünü şu zor zamanda, Hasan Hüseyin Köksal'ın gündeme düşen fıkralarından daha çok tebessüm ettirmiştir: "Eskişehir'in en işlek caddelerinden birinde soğuk zemine oturarak dilenen iki genç kadın, birbirleri ile sohbet edip sık sık gülerek gelip geçenlerden avuç açıp para istediler. Odunpazarı İlçesi'nde bulunan ve kentin insan kalabalığı bakımından en yoğun caddelerinden olan Hamamyolu Caddesi'nde dilenen genç kızlar dikkati çekti. Soğuk havaya rağmen karton serdikleri kaldırıma oturarak para toplamaya çalışan dilencilerin neşeli hali dikkat çekti. Birbirleri ile sohbet eden, sık sık tebessüm eden genç kızlara kaldırımdan geçen bazı vatandaşlar tepki göstererek dilenmeleri yerine çalışarak para kazanmalarını önerdi. Önerilere kulak asmayan genç dilenciler oturdukları yerden neşe içinde avuç açmaya devam etti." Eskişehir'e geldikten sonraki süreçte bir kadın dilenciyi her sokak başında görüyorduk. Sürekli olarak da "Çocuğum hasta" diye dileniyordu. Bir ay, iki ay, üç ay, beş ay derken aradan iki yıl geçti. Yine bir gün kendisine dilenirken denk geldik. "Çocuğum hasta" diye dileniyordu yine. Dayanamadık sorduk: Senin çocuğunun rahatsızlığı ne ki? 2 yıl önce de hasta olduğunu söylüyordun! Anında cevap vermişti: - Abi bu diğeri! Aradan yıllar geçti ve Suriyeliler, iç savaştan kaçarak Türkiye'ye sığınmaya başladılar. O günlerde farketmiştik bizim dilencilerimizin gündemi ne kadar sıkı takip ettiklerini. Bir de baktık Cuma namazı çıkışlarında Suriyeli taklidi yaparak dileniyorlar. Tam da böyle bir zamanda kendisi ile bir kez daha karşılaştık. Sorduk "İşler nasıl?" diye. - Abi bu Suriyeliler geldi, şimdi zor durumdalar diye herkes onlara veriyor parayı, bizim işler bu yüzden çok kötü! Biz de "Hani Suriyeli diye düşündüğün o dilenciler var ya, onların hemen hepsi senin gibi Eskişehirli. Gündemi iyi takip ediyorlar ve Suriyeli taklidi yapıyorlar!" Tepkisi bir hayli ilginç olmuştu: - Sağ ol abi ya. Ben bunu nasıl düşünemedim! Dilencilerin bir kısmı gerçekten ihtiyaçtan dileniyor ama büyük kısmı için bu artık bir hayat tarzı, uzmanlık alanı, gelir kapısı, hatta nedensiz zenginleşme kaynağı haline gelmiş durumda. Bazılarının üzerinde, bankada tonla para bulunması, kimisinin tapuda birkaç daire sahibi çıkması boşuna değil. Onların keyfi yerinde olmayacak da bizim mi olacak! ALINTI |
|